İnsanoğlu yüzyıllar boyunca kendi seçtiği bitkileri besin değerleri için büyük bir başarı ile yetiştirdi. Aynı başarıyı enerji üretmek için bitki yetiştirmede de göstermesinin önünde hiçbir engel yok. Nitekim gelişmekte olan teknolojiler, artan çevresel kaygılar, çiftçilerin desteği ve yükselen petrol fiyatlarının etkisiyle Dünya’daki eğilimde biyoyakıtlardan yana. Birçok enerji uzmanı gelecek on yıllar içinde biyoyakıtların dünyada petrolün büyük ölçüde yerini alacağına inanıyor. Çünkü enerji için bitki yetiştirmenin yanında kanalizasyon çamuru gibi kentsel atıklardan, hasat sonrası elde kalan mısır, buğday gibi bitki saplarına, atık yağlardan, talaşa kadar çeşitlilikte atık, biyoyakıta dönüştürülerek ihtiyaç duyduğumuz enerjiyi doğaya zarar vermeden ekonomiye kazandırıyor.
Birleşmiş Milletler(BM) tarafından hazırlanan bir araştırma 2050 yılına kadar bugünkü enerji gereksiniminin % 55’inin özellikle bu amaca yönelik yetiştirilmiş bitkiler tarafından karşılanabileceğini öngörüyor. Nitekim 2000 yılından bu yana en yaygın biçimde kullanılan biyolojik yakıtlar olan etanol üretimi 2 kat, biyodizel üretimi ise hemen hemen üç kat arttı. Buna karşılık petrol üretimi aynı süre içinde sadece % 7 gelişebildi.
2004 yılında etanol ve biyodizel, ulaşım amaçlı küresel yakıtın % 2’sini sağlarken, 1980’den bu yana biyoyakıtların gelişmesine öncelik eden ve dünyadaki etanol üretiminin % 37’sini üreten Brezilya, bu yakıt kaynağının geçerliliğini çoktan kanıtladı. 2004 yılında Brezilya’nın dizel olmayan motor yakıtlarının % 40’ında şekerkamışından üretilen etanol kullanıldı. Ülke, 1970’lerden bu yana petrol ithalatından teşviklerle elde edilen ulusal yatırımın yaklaşık 10 katına eşdeğer olan 50 milyar dolar tasarruf etti ve kırsal alanlarda 1 milyondan fazla kişiye iş sağladı. Biyodizel üretiminde ise %95’lik payla Avrupa lider konumda. Ayçiçeği ve kolza tohumlarından yapılan üretimin % 50’den fazlasını Almanya, geri kalanını ise Fransa ve İtalya gerçekleştiriyor.
|